Cumhuriyetin 103 Yılı: Aile hafızasından halk sağlığına, ortak geleceğe...
Cumhuriyetin 103. yıl dönümünde geçmişe bakarken yalnızca bir devletin kuruluşunu değil, kuşaklar boyunca taşınan bir hayat mücadelesini de görüyorum. Ailemin Yemen ve Hicaz’dan Anadolu’ya uzanan hatıraları, Millî Mücadele’nin fedakârlığını; Cumhuriyetin sağlık alanında kurduğu kurumlar ise bu fedakârlığın yaşama, iyileşmeye ve geleceğe dönüşen yüzünü anlatıyor. Yaklaşık yarım asırdır sağlık alanında çalışan biri olarak, bugün bu mirasa Tek Sağlık yaklaşımıyla katkı sunmayı bir sorumluluk kabul ediyorum.
Bir ailenin hafızasında savaş ve dönüş
Aile büyüklerimizin anlattıklarına ve yaptığım araştırmalara göre dedemin babası, 1904–1911 Yemen isyanları döneminde Anadolu’dan Yemen’e gönderilen askerler arasındaydı. Aile anlatısında onun, savaşın ardından Hicaz’da görev yaptığı; Medine savunmasının son dönemini gördükten sonra çok zor koşullarda Anadolu’ya döndüğü aktarılır. Görev tarihleri ve güzergâhına ilişkin ayrıntıların tümü bağımsız arşiv belgeleriyle doğrulanmış değildir; bu nedenle bunları kesin askerî kayıtlar değil, aile belleğinde korunan ve araştırmayla tamamlanmaya çalışılan hatıralar olarak paylaşıyorum.
Bu hikâyenin ardında yalnızca cephe yoktur. Uzak diyarlarda askerleri ve halkı kırıp geçiren hastalıklar, susuzluk, yetersiz beslenme ve iklim koşulları da vardır. Büyüklerimizin kuşağı, savaşın ne zaman bittiğini değil, sağ kalmanın ne kadar zor olduğunu da miras bıraktı. Dedemin babasının Anadolu’ya döndükten sonra Millî Mücadele’ye katıldığı, ailemizde kuşaktan kuşağa anlatılır. Onun kişisel serüveni, imparatorluğun çözülüşü içinde savrulan binlerce insanın ortak hikâyesine bağlanır.
Millî Mücadeleden Cumhuriyete
Mondros Mütarekesi’nin ardından Anadolu’nun işgali, yalnızca toprakları değil, insanların kendi gelecekleri üzerindeki söz hakkını da tehdit etti. 19 Mayıs 1919’da başlayan yeni direniş süreci, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla halkın iradesine dayalı bir yönetim zeminine kavuştu. Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te bu mücadelenin siyasal sonucunu ilan etti. Onu mümkün kılan, cephedeki asker kadar cephe gerisinde üretim yapan, yaralıya bakan, haber taşıyan, çocuklarını koruyan ve yokluk içinde dayanışan insanlardı.
Cumhuriyetin anlamını ailemizin kuşaklarında da izliyorum. Babamın kuşağı, köyden kente göçün, eğitim arayışının ve yeni iş imkânlarının içinden geçti. Benim kuşağımda Ankara’da çalışma ve meslek edinme imkânı genişledi. Kızımın kuşağı, ülke içinde ve dışında eğitimle daha bağlantılı bir dünyaya doğdu; torunumun kuşağı ise dijital teknolojinin ve hızlı dönüşümün içinde büyüyor. Her kuşağın imkânları farklı, fakat hepsinin ortak sorusu aynı: Bir sonraki kuşağa daha sağlıklı, özgür ve adil bir hayat bırakabilecek miyiz?
Cumhuriyetin başarısı, geçmişi kusursuz göstermek değil; yurttaşlık, eğitim, bilim ve kamusal sorumluluk alanlarında açtığı yolu, eksikleriyle birlikte ileri taşımaktır. Bu nedenle 103. yıl, yalnızca bir anma tarihi değil, birlikte kurduğumuz ülkeye karşı görevimizi yeniden düşünme günüdür.
Sağlık, Cumhuriyetin kurucu işi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Sağlık Bakanlığını 3 Mayıs 1920’de, Cumhuriyet ilan edilmeden önce kurdu. Bu tarih, sağlık hizmetinin yeni devletin gözünde savaş yaralarını sarmanın ötesinde bir kamusal görev olduğunu gösterir.[1] 1923’te ülkede 86 hastane, 6.437 yatak, 554 hekim, 69 eczacı, 4 hemşire ve 136 ebe bulunuyordu. Bu başlangıç koşullarında sağlık hizmetlerini ülke geneline ulaştırmak, insan gücü yetiştirmek ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek büyük bir örgütlenme çabası gerektiriyordu.[1]
Dr. Refik Saydam döneminde koruyucu hekimlik, sağlık insan gücünün yetiştirilmesi ve hizmetin ülke sathına yayılması öncelik kazandı. 1928’de hekimlik mesleğini düzenleyen kanun, 1930’da Umumi Hıfzıssıhha Kanunu kabul edildi. Bu kanun, halk sağlığını devlet hizmeti olarak tanımlıyor; merkezî kurumların yanında vilayet ve kaza düzeyinde sağlık kurullarına yer veriyordu.[1][2] Sıtma, frengi, trahom, verem ve cüzzamla mücadele programları da dönemin önleyici sağlık anlayışının parçalarıydı.[1]
Sonraki on yıllarda sağlık hizmetlerinin kapsamı ve örgütlenmesi değişti. Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun, 1961’de birinci basamak hizmetlerin toplumun yaşadığı yerde örgütlenmesine yasal zemin hazırladı.[3] Aşı programları, ana-çocuk sağlığı, sağlık ocakları, hastaneler, tıp eğitimi ve sosyal güvence düzenlemeleri farklı dönemlerde genişledi ve dönüştü. Bu ilerleme çizgisi doğrusal ya da sorunsuz olmadı; bölgesel eşitsizlikler, hizmete erişim, personel dağılımı ve finansman gibi meseleler her dönemin gündeminde kaldı. Yine de temel ilke değişmedi: Sağlık, yalnızca hastalandığımızda başvurduğumuz bir hizmet değil, toplumun yaşam koşullarını ve fırsat eşitliğini belirleyen bir ortak değerdir.
103 yıllık sağlık tarihini yalnızca bina, yatak veya teknoloji sayılarıyla ölçemeyiz. Bir çocuğun aşıya, bir annenin güvenli doğuma, yaşlının ilaca, kırsalda yaşayan yurttaşın hekime ulaşabilmesi; erken tanı, temiz su ve sağlıklı çevre, bu tarihin gerçek ölçüleridir. Cumhuriyetin sağlık mirasını geleceğe taşımak, bilimsel kanıtı, koruyucu hizmeti ve insan onurunu birlikte gözetmeyi gerektirir.
Tek Sağlık: Cumhuriyet mirasına yeni bir sorumluluk

Bugünün sağlık sorunları insan, hayvan, bitki ve çevreyi ayrı ayrı düşünerek çözülemiyor. Tek Sağlık yaklaşımı, bu alanların birbirine bağlı olduğunu kabul eden; farklı disiplinleri ve kurumları ortak hedefler çevresinde buluşturan bir çalışma biçimidir.[4] Zoonotik hastalıklar, antimikrobiyal direnç, gıda güvenliği, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve çevre kirliliği bu ortaklığın neden gerekli olduğunu açık biçimde gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü, Gıda ve Tarım Örgütü, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programının oluşturduğu Dörtlü yapı, ülkeler arası eşgüdüm için ortak eylem çerçevesi yürütüyor.[5]
Benim sağlık alanındaki meslek hayatım yaklaşık yarım yüzyıla uzanıyor. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde başlayan görevlerim, Sağlık Bakanlığının dış ilişkileri ve uluslararası sağlık diplomasisi alanında sürdürdüğüm çalışmalarla devam etti. Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi Başkanlığı dâhil farklı görevlerde, sağlığın sınırları aşan niteliğini ve uluslararası iş birliğinin önemini yakından gördüm. Tek Sağlık Platformu ile yürüttüğüm çalışmalar ve teksaglik.org’daki yayıncılık faaliyetim, bu birikimi farklı meslekleri, kurumları ve kamuoyunu buluşturacak bir zemine taşımayı amaçlıyor.[6]
Tek Sağlık alanında yeni başlattığım çalışmaların ülkeme ve insanlığa sağlayacağı katkıyı büyük vaatlerle değil, somut bir yön duygusuyla ifade etmek isterim: Bilgiyi paylaşmak, bilim insanları ile uygulayıcılar arasında köprü kurmak, sağlık risklerini ortaya çıkmadan önce konuşmak ve karar vericilerin insan, hayvan, bitki ve ekosistem sağlığını birlikte değerlendirmesine destek olmak. Bu çaba tek kişinin değil; hekimlerin, veterinerlerin, ziraat ve çevre uzmanlarının, yerel yönetimlerin, eğitimcilerin, gazetecilerin ve toplumun ortak çalışmasıyla sonuç verir.
Bir sonraki kuşağa bırakacağımız söz
Torunumun kuşağı, dijital dünyanın imkânlarına çok erken yaşta ulaşıyor; aynı zamanda iklim, çevre ve eşitsizlik kaynaklı risklerle de karşı karşıya. Onlara bırakacağımız miras, yalnızca teknolojik ilerleme olamaz. Bilimsel düşünceye güvenen, dayanışmayı koruyan, doğayla ilişkisini gözeten ve sağlık hizmetini herkes için erişilebilir kılmaya çalışan bir toplum bırakmalıyız.
Dedemin babasının uzak cephelerden Anadolu’ya döndüğü aile anlatısı, Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan büyük toplumsal dönüşüm ve sağlık alanındaki meslek yaşamım benim için aynı çizgide buluşuyor: Hayatı korumak, bilgiyi çoğaltmak ve gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir ülke bırakmak. 29 Ekim 2026’da Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken, bu çizginin yeni halkasını Tek Sağlık anlayışıyla örmeye çalışıyorum. Cumhuriyetin en güçlü hatırası, onu her kuşakta yeniden emekle kurabilme iradesidir.
Kaynakça
Dipnotlar ve kaynakça
[1] T.C. Sağlık Bakanlığı, “Sağlık Bakanlığının Tarihçesi,” 1920–1946 dönemi ve 1923 sağlık hizmeti verileri. https://www.saglik.gov.tr/TR-11492/tarihce.html
[2] 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 24 Nisan 1930; T.C. Sağlık Bakanlığı mevzuat arşivi. https://www.saglik.gov.tr/TR-10384/tarihi24041930--sayisi1593--rg-tarihi06051930--rg-sayisi1489--umumi-hifzissihha-kanunu.html
[3] 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun, 5 Ocak 1961; T.C. Sağlık Bakanlığı mevzuat arşivi. https://www.saglik.gov.tr/TR-10388/sayisi224--rg-tarihi12011961--rg-sayisi10705-saglik-hizmetlerinin-sosyallestirilmesi-hakkinda-kanun.html
[4] WHO, FAO, UNEP, WOAH, One Health Joint Plan of Action 2022–2026, and WHO, “One Health definitions and principles,” 3 July 2023. https://www.who.int/publications/m/item/one-health-definitions-and-principles
[5] WHO, “Quadripartite collaboration extends the One Health Joint Plan of Action to 2029,” 14 August 2026. https://www.who.int/news/item/14-08-2026-quadripartite-collaboration-extends-the-one-health-joint-plan-of-action-to-2029
[6] Tek Sağlık, “Bekir Metin” yazar ve özgeçmiş sayfası; Bekir Metin, “Neden Tek Sağlık?”, 15 June 2026. https://teksaglik.org/yazarlar/bekir-metin/ ; https://teksaglik.org/saglik-haberleri/neden-tek-saglik/
[7] Aile anlatısı ve yazarın yaşam öyküsü: kullanıcı tarafından sağlanan “Cumhuriyet 103 Yaşında” taslağı. Yemen, Hicaz ve Medine’ye ilişkin ayrıntılar aile belleği/araştırma notu olarak aktarılmış, bağımsız arşiv kaydı gibi sunulmamıştır.
Notlar/Diğer
Bekir Metin, Tek Sağlık Genel Yayın Yönetmeni, Ankara, 29 Ekim 2026
- Fransız Kalkınma Ajansı Heyeti, Orman Genel Müdürlüğünü Ziyaret etti Devlet Kuruluşları · 26 Temmuz 2019
- Dünya Sağlık Örgütü, 28 Temmuz'u Dünya Hepatit Günü olarak belirledi. DSÖ (WHO) · 28 Temmuz 2019
- Birleşmiş Milletler 68. Sivil Toplum Konferansı (26-28 Ağustos 2019, ABD, Utah-Salth Lake City) Güncel Haber · 29 Temmuz 2019
DSÖ (WHO)
GTÖ (FAO)
UNEP
DHSÖ (WOAH)